OLASILIKSIZ
Kendini pazarlamayı iyi bilen bir kitap. Kapağına baktığımızda; siyah – beyaz tezatlığı ve asil görünüşü elinize almaya layık görmenizi sağlayacaktır…(giriş?)
Kapağındaki birbirinden alakasız objelerin karmaşık bir desen oluşturması kitabın içeriğini yansıtıp estetik bir ağırlık kazandırmıştır … (noktanın öncesinde değil, sonrasında boşluk bırak) Ciddi bir iş yapıldığı ortada.
Kitabın arkasındaki eleştiriler normalde dikkate alınmayacak kadar abartılı. (tek bir tarz belirle, öyle devam et)
“ Bitirmek için yarını,
başkasıNa anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz.”
“ Hıh “ der, burun kıvırırdım da; nedense reklâmı reddedilemez cinsten ve kitabın arka kapağını ikiye ayırıp, içeriğinden bahsedilen bölüm; içerikten çok, cevabı sanki kitaptaymış hissi veren sorularla bezenmiş. (düşük cümle. “ikiye ayırıp;…” kısmından sonrası başlangıçla alakalı değil. Başka bir konu hissi veriyor.)
“ Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? “
Soru; siyah çantalı, mini etek giyinmiş, saçlarını özensizce toplamış, günleri rutin geçen, eşinden ilgi görmemiş bir bayanın siluetini gözümde canlandırdı. Bu bayan bir gün bir çılgınlık edip, kitapçıya gider. Elindeki bu kitabın önce arkasını okuması gerektiğini fark edip okur. Meraklıdır. Okuduğu; çizginin hemen altındaki ilk sorudur bu. Alelacele ücretini verir, hızlı adımlarla; bu sorunun cevabını kitapta bulacağını zannederek okumak için evinin yolunu tutar. Veee süpriz! (burası sana mı ait, alıntı mı?)
Bence çok manidar… Çünkü beklediğiniz gibi bir cevabın ötesindedir bu kitap.
Bu sorunun cevabını dolaylı olarak da vermez belki ama bu sorudan daha önemli cevaplar barındırır. Artı sorular.
“ Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, “ OlasılıkSız “ tam size göre bir roman. “ (tırnak işaretinden önce boşluk bırakırsan, işaret başka yöne bakar..)
Laf! Emin olun kimde olduğunu öğrendiğinizde sinir olacaksınız.
Açıkçası bu eleştirilerimin sebebi yukarıda bahsettiğim bayan gibi beni de çekenin o cümle oluşuydu. Başlarda keklendiğimi düşündüm ancak beklediğim gibi bir şeyle karşılaşsaydım bu kadar kaliteli bir kurgu diyemeyecektim.
“ Ha aramızda kalsın keşke sonu polisiye olmasaydı. Bütün gizemini kaybetmesine ve sonunu basitleştirmesine sebep oldu.”
Adam FAVER‘ in kaleme almış olduğu bilim – kurgu içerikli bu romanın çevirisi Şirin OKYAYUZ YENER’ e ait.(kesme işaretinden sonra boşluk bırakma) Seri anlatımı, akıcı dili ve sıkmayan olaylarıyla güzel bir bütün olmuş. Tasvirler abartılı değil. Kurgulanmasına sebep bilim teorilerinin anlatıldığı yerler dikkatsiz bir okuyucuyu sıkabilir. Ancak etrafına farklı gözlerle bakıp, bir mana arayışında bulunan kari (?) için çok güzel açıklanmış olup, akla ve nakle uygun bilimsel bilgiler içermektedir.
İmla hataları; “ Hiç Yok.” dan biraz fazla
(yoktan sonra nokta neden? Bir de “tan” olmalı..) Ayrıca bir kitabın boyutu benim için çok önemlidir. Çünkü bu kitabı basanın inceliğini, kitabın karizmasını ve kalitesini gösterir. Kitaplığımdaki duruşu çok güzel…
A.P.R.I.L YAYINCILIK
(yazılanlar sana mı ait, A.P.R.I.L yayıncılığa mı?)
BU BİLİM – KURGU ROMANININ HANGİ BİLİME DAYANARAK KURGULANDIĞINI MERAK EDENLERE…
Verner Heisenberg; Kuantum Fiziğinde geçerli olan Belirsizlik İlkesine göre; sonucunu etkilemeden bir fenomeni izlemenin imkansız olduğunu, bir partikülün hem konumunu, hem de hızını aynı anda belirlenemeyeceğini ve böylece fiziksel dünyada her zaman bir belirsizlik olduğunu kanıtlamıştı… Heisenberg şunu ortaya koyabildi; gözlem sayesinde doğada gerçekte var olduğu haliyle bir partikülün konumunu değil de, doğada gözlemlenen bir partikülün konumu belirlenebilirdi.
Gerçi çoğu kişi bunun nasıl olabileceğini anlayamıyordu ama kimse de Heisenberg’ in ortaya koyduklarına karşıt bir tezi de savunamıyordu.
Yine de teoriyi herkes kabul etmemişti, özellikle de yürekten Nawtoncu olan bilim adamları; çünkü onlar Determinizme inanıyordu. Onlara göre evren değişmez kurallarla yönetiliyordu ve hiçbir şey belirsiz değildi. Deterministler, her şeyin bir nedeni olduğuna inanır, insanlar eğer ‘ gerçek ‘ kuralları anlayabilse ve evrenin şimdiki durumunu kavrayabilse, geçmişini ve geleceğini tahmin edebileceğini savunuyordu. (kesme işaretleri..) Yani şimdiyi bilen, geçmiş ve geleceğini çözebilirdi.
Heisenberg’i kabul etmemek, Determinizm’i desteklemek demektir. Ki Determinizm hala tamamen çürütülebilmiş değildir. (“Ki” getireceksen nokta koyma)
Yazar buraya kadar olan bilgiden; artık pek rağbetçisi kalmamış Determinizmin ana düşüncesini; yani şimdiyi çözebilen geleceği ve geçmişi de çözer mantığını başkarakterimiz Daivid Caine ‘e genlerinde olan bir ayrıcalık rolünü yüklemiştir.
Charles Darwin Türlerin Kökeni’ ni yazdığında, felsefecilere ve fizikçilere, yüce bir güç tarafından geliştirilmiş bir dünya değil de, sayısız – belirsiz mutasyon sayesinde milyonlarca yıl boyunca evrim geçirmiş bir dünya olduğu görüşünü sunda(u). Bu, yaratılışçılığı reddederek evrimi kabul eden herkesi, ayrıca yazgı ve kader gibi belirli değişmezler olduğunu da reddetmek demekti. Tabii ki Determinizm’i de reddetmek durumundaydı.
“ Darwin’in evrimin ve doğal seçimin rastlantısal mutasyonun bir sonucu olarak ortaya çıktığı savı daha kanıtlanamadığından, çağdaş bilimle, mutasyonun daha fenomenin rastgele veya rastlantısal olduğunu söyleyemeyiz… ” diye düşünen karakterimiz Dr. Twersky, bu ve birçok sebeple, belli bir ortam içinde bir insanın fiziksel özelliklerini amaçlı bir şekilde yeniden programlayan kimyasal yapıların olabileceğini düşünmekteydi.
Mantığı da; “ Mantığın hem döngüsel, hem de kendi kendiyle çelişen bir sonuç ile; olasılıklarla yönetilen bir evrende her şey olabileceği için, evren olasılıklarla değil de mutlaklarla yönetiliyor. “ değip, Heisenberg’in Olasılık Teorisi’ni kullanarak, teorinin kendisi ile kendisini çürütüp, ( Bu mantığı Akaid Derslerinde Ekmel Varlık, Hudus ve İmkân Delili adı altında da bulabilirsiniz.) insanın Lablace’ın Şeytanı özelliğine sahip olabileceğiydi. (değip/deyip..)
Kısacası Caine’nin bile farkına sonradan varacağı bu özelliği, Dr. Twersky mantıksal olarak çözmüş ve deneylerle bu geni yani her şeyi yöneten mutlak güce sahip olma becerisini herhangi bir insana yükleyebilmek için çabalamaktadır.
Lablace’ın Şeytanı:
_ Her şeyi bilmenin mümkün olduğunu
_ Geleceğin görülebileceğini
_ Beynin algılamasına gerek olmadan bilgiye ulaşabileceğini savunur.
Yani Cari Jung’un Toplu Bilinçaltı Teorisi’ydi bu. Bilinç dediğimiz şey bir aracıdır der Jung. Günde sekiz saat uyuyan biri için hayatının 3/üçte birini bilinçsiz bir durumda geçirir. (3/1 mi diyeceksin, üçte birini mi diyeceksin?) Buna dayanarak Jung, bilincin en azından bir kısmının bilinçaltı tarafından yönlendirildiğine ve etkilendiğine inanıyordu…
Jung bilinçaltını üçe ayırıp;
1) İstediğin zaman hatırlayabileceğin kişisel hatıralar, ( ilkokul öğretmeninin adı gibi)
2) İstendiğinde hatırlanamayan kişisel hatıralar,( bastırdığın duygular ve / veya çocukluk travmaları gibi)
3) Toplu bilinçaltı, (doğadaki tüm canlıların karmaşık, fiziksel becerileriydi. Yeni doğan bir bebeğin annesinin göğsünü emmeyi bilmesi gibi.)
Belki biraz karmaşık gelebilir size ama taşları yerine oturtursanız yazarın büyük emeğinin ardında ne demek istediğini anlarsınız. Budistler nasılki (bağlaç anlamında kullanılan ki ayrı yazılır) zihin gücü ile meydan okuyabiliyorlarsa(,) Caine de beyin gücünde aslında yok olan zaman kavramında düşüncelerini hem ileri hem de geri akıtabilip, zamandan münezzeh olan o kapıyı aralayabiliyordu. İşte bunu yapanlara biz deha diyoruz. Sözde dahiler yalnızca toplu bilincimizi bizden daha iyi görebilirlerdi. Ama Lablace’ ın Şeytanı bunun daha da ötesi bir şeydi.
Lablace’ın Şeytanı’nın gücünün aslında yazarın hayal gücünden ibaret olmadığının ( ve Evliyaullah’ın Rablerini bildikçe kendilerini, kendilerinin acziyetini bilince de yaratılış gayelerini ve bir hiç olan benliklerinden soyunup Sonsuz güç sahibi Rablerinin izniyle ölmediklerinin, hala ruhaniyetlerinin bizlerle olduklarının mantıki yönünün ) ispatı. (cümleyi bitirmedin. Parantez ile içindeki yazı arasında boşluk bırakma)
1) Principia’ nın Newton’un fizik kurallarına inanmayıp ‘ cisimlerin hareketi onlara nasıl bir güç uygulandığına bağlıdır mantığı.’
2) Einstein’in Görecelik Teorisi ile her şeyin göreceli olduğunu savunması, dahası zamanın da göreceli olduğunu söylemesi.
3) Kuantum Fizikçilerinin aslında madde diye bir şeyin olmadığını, klasik fizikçilerin madde sandıkları şeyin aslında enerji olduğunu söyleyerek düşüncelerin de enerji olduğunu savunması ile Lablace’ın teorisi desteklenmiş oluyor.
Yani harcadığın enerji ile zihninden toplu bilinçaltını veren kaynağa ulaşıp dahasını da öğrenebilirsin anlamına geliyor.
ŞİMDİ;
Caina Lablance’ın Şeytanı olduğunu öğrenince zamanın ötesine ulaşıp zamansızlıkta geleceği görecektir. Böylece gerçekleşmesini istemediği olaylara birsürü (ayrı yazılır ) olasılık arasından seçtiğiyle müdahale edecek ve geleceği görebilecektir. Bir tesadüf sonucu Lablace’ın Şeytanı’nı hayata geçirmek isteyen Dr. Twersky ile karşılaşıp 472 sayfalık bu romanın her sayfasında bir koşturmacanın içine sürükleyecektir bizi. İşin kötü yanı bu çok çalışılıp hazırlanmış karakterler, karakterlere verilmiş güç ( Caine’in eşsiz gücünden bahsediyorum) bizler tarafından beklenen büyük – şaşırtıcı son yerine küçük bir kızın ( ki kesinlikle böyle bir şeyi yadırgamıyorum. İyiliğin büyüğü – küçüğü olmaz.) kurtuluşu içindir…
NOT: Kitapta romantik dakikalar arayanlar! Üzgünüm ikili ilişkiyi bırakın, birbiriyle muhatap olan iki kişi bile yok. Ama nasılsa duygusallık, muhatap olma durumları var. Saat geceni üç buçuğu… Son cümlelerimi yazarken ben ne dediğimi biliyorum ama anlatamıyorum. Yerinizde olsam bu romanı okurdum.
NOT: Altını çizdiğim yerler can alıcı noktalar. Okurken benim kadar zevk almıyor olabilirsiniz. No problem. Ama ne yaptıysam yazarın hangi mantıkla Caineye (Canie’ye) böyle bir gen yüklediğini ( bilim – kurgu romanını hangi bilime dayanarak büyük bir ustalıkla yazdığını ) paylaşamadan edemedim… (bilim-kurgu arada boşluk bırakma)
Nurulhüda DURAN
Editörün Notu: Sen iki tane birden not koyunca ben de kendimi böyle belli edeyim dedim..
Yazını çok büyük bir zevkle okudum. Eminim blogun ziyaretçileri de severek okuyacaklar.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, en kısa zamanda bu romanı okuyacağım. Yayın evi sana komisyon vermeli. Başlangıçta yazının büyük bir bölümünün alıntı olduğunu sandım. Okudukça (muhteşem notlarını görünce) sana ait olduğunu anladım. Seni yazarken hayal ettiğimde, klavyenin üzerinde parmakları dolanan, heyacandan yüz ifadesi değişen bir kız geliyor gözümün önüne. Haksız mıyım?
Bazı yazım hataları dışında akıcı bir yazın var. Ancak o imla hataları, büyük bir keyifle tempolu koşan kişinin ayaklarına dolanan sarmaşık gibidir. Hız keser..
Nokta, virgül, noktalı virgül, ünlem işareti, soru işareti ve parantezden sonra boşluk bırakılır.
Kesme işareti ve tırnak işaretinden sonra boşluk bırakılmaz.
Bağlaç olan (aidiyet bildirmeyen, dahi anlamında kullanılan) “de-da” ve “ki” ekleri ayrı yazılır.
Bir de üç nokta yerine iki nokta kullanabilirsin..

h5n1 demiş ki,
Kasım 10, 2009 2:30 am
Teşekkürler..
saliha demiş ki,
Kasım 10, 2009 10:37 pm
Güzel bir araştırma sonucu, güzel bir açıklama olmuş. Hazırlayan arkadaşımızın ellerine sağlık. Özellikle kitabın dış görünüşünden de bahsetmesi çok hoş. Böyle özendiği için de ayrıca teşekkür ediyorum. Devamını bekliyorum.
Osman Erdoğan demiş ki,
Kasım 23, 2009 1:47 am
ESRARENGİZ PALYAÇO isimli yeni yayınlanmış bir romanın sitenizde satışını / tanıtımını yapmak ve diğer kitapların arasında bir palyaçonun yaşamını konu alan bu kitaba da yer vermek isterseniz msn adresim esrarengizpalyaco@hotmail.com
Selam ve saygılarımla
Osman Erdoğan
Kadriye demiş ki,
Kasım 26, 2009 6:08 pm
İlginiz için teşekkür ederiz. Kitap satış veya reklam işleriyle ilgilenmiyoruz ancak analizini yapması için Esrarengiz Palyaço kitabını bir ziyaretçimize okutup analizini yapmasını isteyeceğiz. Kitap okuma formunu doldurup biz gönderecek. Yakında kitabın analizini bu sayfadan okuyabilirsiniz..
Belkıs İntizar demiş ki,
Aralık 13, 2009 9:11 am
Esrarengiz Palyaço’yu okumak için elime aldığımda, önce ismini hiç duymadığım biri tarafından yazılmış bir romanın bana pek keyif vermiyeceğini düşündüm. Ancak daha sonra kitaptaki cümlelerin kuvveti ve metinlerden sızan melankolinin beni ister istemez diğer sayfaları da büyük bir merak duygusuyla okumaya yönelttiğini farkettim. İşin doğrusu yorum yazmak için üye olmak ve daha sonra da kitaba ilişkin düşüncelerimi açıklamak bana hem son derece saçma hem de zahmetli geldi. Ama yine de bu tarz çalışmaların takdir edilmesi gerektiği inancı, beni her ikisini de (saçmalığa da zahmete de) katlanmaya razı etti.
Kadriye demiş ki,
Aralık 18, 2009 10:37 pm
Hoş geldiniz Belkıs İntizar;
Henüz kitabı okumadım ancak içimden bir ses aynı şeyleri hissedeceğimizi söylüyor. Yakın zamanda kitabın formunu blogta görebileceksiniz. Burada fikirlerinizi ve kitap analizlerinizi paylaşmak isterseniz sizi her daim bekleriz. Bunun için herhangi bir üyelik zorunluluğu söz konusu değil.
Hatta dilerseniz “Esrarengiz Palyaço” adlı kitabın analizini siz yapın, kitap okuma formunu doldurarak kadriye.varak@gmail.com adresine gönderin. Yukarıdaki yazıda olduğu gibi üzerinde gerekli düzeltmeleri yapıp yayınlayalım.. Ne dersiniz?
sevgi organizasyon demiş ki,
Ağustos 13, 2010 10:53 am
sevgi organizasyon sizlere daha iyi hizmet verebilmek adına tiyatro hocaları eşliğinde yetiştirmiş olduğu animatör ve palyaçolarını siz değerli müşterilerinin hizmetine sunmuştur. palyaço , tahtabacak , sihirbaz , aşuk ile maşuk , karagöz hacivat , çocuk tiyatrosu , animatör abi , sunucu , jonglör , kukla , karikatürist
Eylul Onur Seeley demiş ki,
Şubat 22, 2011 3:11 pm
hocam devam edcm inşallah. nurşen ben